İlk nevruz
Bugün Banazı-Gündüzbey arasındaki, her nevruz zamanı fotoğraf çektiğim yere gittim. Acaba nevruz çıkmış mı çıkmamış mı, diye… Üzüm bağının hemen üst kısımdaki dağın eteklerinde uzun süre arayıp durdum “nazlı yâri”… Yok daha gelmemiş, yeryüzünü şereflendirmemiş, gör hangi toprağın altında bekliyor. Umutsuzca süzüyorum ta tepelere kadar… Çıkmış olsa güneş ışınları altında parıl parıl parlardı.
“Ağ göz kara göz nerdeysen çık”, diye arardık küçükken… Sanırdım ki, böyle söylersek gelir. Çocukluk işte… Bilemeyiz, belki de doğrudur, sesimizi duyarsa gelir, diye “Ela gözlüm hadi, bir görünümlük görün bana!”
O sırada üzerimden bir karga uçuverdi. Benim umutsuzca böyle seslendiğimi duyar duymaz, sanki benimle alay eder gibi, “Gak gak gak” deyiverdi. Yani, “Alişan abi daha çok beklersin” (Biliyorsunuz ben kargaların düşmanıyım ya… Hani onlara yıllar önce taş atmış cevizlerini yemiştim ya… Ha işte o zamandan beri kan davası devam ediyor)
Boynumu büktüm, çaresizce aşağı doğru yürümeye başladım. Zaten yorulmuş nefes nefese kalmıştım. Son bir kez daha dağları süzüp elveda demek istedim. Aniden bir ses duydum.
O da ne? Bir mucize…
10 metre kadar ötede koca dağın ortasında bir nevruz… Nazlı yar. Bana sesleniyordu:
“Gel Alişan abi, senin yürek burkan yalvarışını duydum yer altında, üzüldüm, sana görünmek için çıktım. Buralara kadar gelmişsin, seni nasıl görmeyeyim.”
Yaklaştım, dokundum, okşadım, sevdim. Hasbihalden sonra beni kırmayıp geldiği için teşekkür ettim. “Allah razı olsun nevruz kardeş, hayırlı ramazanlar. Hayırlı iftarlar” diye dua edip eve döndüm.
Sanki Nevruz benim içimde açmıştı.