M. Nurullah Varol

İNSANIMIZ ISTIKRARA SAHİP CIKMALI?

M. Nurullah Varol

İNSANIMIZ ISTIKRARA SAHİP CIKMALI?
İç meseleler açısından neden?
Devlet sürekliliği ve istikrar
Türkiye sıradan bir ülke değil;
deprem gerçeği,
terörle mücadele,
göç baskısı,
ekonomik dönüşüm,
savunma sanayi yatırımları
gibi uzun soluklu dosyaları var. Bu işler:
sık iktidar krizleriyle,
sürekli erken seçim tartışmalarıyla,
“yönetilememe” algısıyla
ilerlemez. İktidara kör biat değil, ama meşru çerçevede sahip çıkmak, devlet çarklarının çalışması için kritik.
Ekonomi güvenle yürür
Sermaye (yerli–yabancı), yatırımcı ve üretici şuna bakar:
“Bu ülkede yarın kim karar alacak, kararlar yarın geçerli olacak mı?”
Sürekli iktidarın sorgulandığı, “her an devrilebilir” algısı olan ülkelerde:
faiz yükselir,
yatırım kaçar,
işsizlik artar.
Eleştiri olur ama iktidarın meşruiyetini tartışmaya açmak, faturayı doğrudan vatandaşa keser.
Muhalefet–iktidar dengesi için bile şart
Paradoks gibi ama doğru:
Güçlü ve meşru bir iktidar,
daha güçlü bir muhalefet üretir.
İktidarın sürekli “gayrimeşru” ilan edildiği bir ortamda:
muhalefet de siyaset üretemez,
sokak dili yükselir,
kutuplaşma derinleşir.
Dünya kamuoyu açısından neden?
Türkiye zayıf görünmeyi göze alamaz
Türkiye;
NATO üyesi,
Karadeniz–Orta Doğu–Kafkasya hattının merkezinde,
enerji ve göç yollarının kilit ülkesidir.
Dünya şunu sever:
“Karar alabilen, arkasında durulan bir iktidar.”
Şunu sevmez:
“İçeride sürekli tartışılan, her an devrilebilir bir yönetim.”
Zayıf görünen ülkeye:
daha sert diplomasi uygulanır,
yaptırım tehdidi artar,
pazarlık gücü düşer.
Dış politika kişisel değil, devlet işidir
Dünya aktörleri (ABD, Rusya, AB, Çin) şuna bakar:
Bu ülkenin lideri arkasında duruluyor mu?
Verilen sözler iç politikada boşa düşer mi?
İktidara içeride sahip çıkılmayan bir ülkede:
masada kimse ciddiye alınmaz,
Türkiye “kriz ülkesi” kategorisine sokulur.
Türkiye örnek ülke iddiası taşıyor
Türkiye kendini:
“bölgesel güç”,
“bağımsız dış politika yürüten ülke”
olarak konumlandırıyorsa, içeride sürekli iktidar tartışması bu iddiayı boşa düşürür.
Önemli bir çizgi
Şunun altını özellikle çizmek lazım:
İktidara sahip çıkmak = her şeyi alkışlamak değildir.
Eleştiri, denetim ve muhalefet demokrasinin şartıdır.
Ama:
sandıkla gelmiş bir iktidarı,
sokak veya kaos diliyle,
“meşruiyetsiz” ilan ederek
zayıflatmak, uzun vadede Türkiye’ye zarar verir, iktidara değil.
Kısaca özetlersek
Türkiye 2026 sonrası da:
güçlü devlet,
yönetilebilir siyaset,
dışarıda ciddiye alınan bir ülke
olmak istiyorsa, iktidar kim olursa olsun,
meşruiyetine ve devlet aklına sahip çıkmak zorunda.
Türkiye’nin demokrasi refleksini sorguluyor. “İstiklal”e sahip çıkmak sadece bayrak ve söylem meselesi değil; hukuk, adalet ve ortak akıl meselesi.
Ben bunu iki başlıkta netleştireyim: muhalefet ve halk.
Muhalefet nasıl davranmalı?
1. Tepkisel değil, ilkesel olmalı
Muhalefetin en büyük handikapı, iktidarın attığı her adıma sadece karşı çıkarak siyaset yapması. Oysa istiklale sahip çıkmak:
Güçler ayrılığı
Hukukun üstünlüğü
Kurumların bağımsızlığı
gibi evrensel ilkeleri kararlılıkla savunmayı gerektirir. Kişilerle değil, sistemle konuşmalı.
2. Net bir Türkiye tasavvuru sunmalı
“Giderlerse biz geliriz” dili artık işlemiyor. Muhalefet şunu açıkça anlatmalı:
Nasıl bir devlet?
Nasıl bir ekonomi?
Nasıl bir adalet sistemi?
İstiklal, belirsizlikten değil öngörülebilirlikten güç alır.
3. Kutuplaştırıcı dile mesafe koymalı
İktidarın kullandığı sert dili kopyalamak, muhalefeti güçlendirmiyor; aksine oyunu iktidarın sahasında oynamaya zorluyor.
Toplumu “biz–onlar” diye ayırmadan, ortak yurttaşlık zemininde konuşmak zorunda.
4. Krizleri araç değil, sorumluluk alanı görmeli
Deprem, ekonomi, dış politika gibi konularda “iktidar yıpransın” hesabı değil,
“ülke nasıl ayakta kalır?” sorusu merkezde olmalı. Bu, muhalefeti zayıflatmaz; tam tersine ciddiyet kazandırır.
Halk nasıl davranmalı?
1. Sadece sandığa değil, sürece sahip çıkmalı
İstiklal, 5 yılda bir oy verip kenara çekilmekle korunmaz.
Sivil toplum
Yerel inisiyatifler
Meslek odaları
Medya takibi
Bunlar demokrasinin gerçek sigortasıdır.
2. Kimlik değil liyakat sorgulamalı
“Bizdendir” yaklaşımı, istiklalin sessiz düşmanıdır.
Halkın temel refleksi şu olmalı:
“Bu işi en iyi kim yapar?”
3. Bilgiyle tepki vermeli, öfkeyle değil
Manipülasyon, istiklali içerden kemirir.
Paylaşmadan önce düşünmek, kaynağı sorgulamak, duygusal değil akılcı refleks göstermek artık bir vatandaşlık görevi.
4. Umutsuzluğu normalleştirmemeli
“Bu ülkeden bir şey olmaz” cümlesi, en tehlikeli teslimiyettir.
İstiklal bazen silahla, bazen sandıkla, bazen de dirençli bir toplumsal hafızayla korunur.
Özetle
Türkiye’de istiklale sahip çıkmak:
Muhalefet için sorumlu, vizyoner ve kapsayıcı siyaset
Halk için bilinçli, katılımcı ve sabırlı duruş demektir.
İstiklal, bir tarafın değil; ortak geleceğin adıdır.
Yeni yazımızda bulusana kadar selam, muhabbet ve daim dua ile...

Yazarın Diğer Yazıları