M. Nurullah Varol

KÂBE'DE HACILAR ve BİR ŞARKI, TÜRKİYE'DE BİR FAY HATTI.

M. Nurullah Varol

KÂBE'DE HACILAR ve BİR ŞARKI, TÜRKİYE’DE BİR FAY HATTI

Son dönemde Celal Karaturan’ın “Kâbe’de Hacılar” parçasının özellikle gençler, hatta ilkokul çağındaki çocuklar arasında hızla yayılması; düğünlerde, okul bahçelerinde, sosyal medyada ve günlük dilde sıkça tekrar edilmesi, Türkiye’nin kültürel ve ideolojik fay hatlarını yeniden görünür kıldı. Bir kesim için bu durum “manevi değerlere dönüşün doğal bir yansıması” olarak görülürken, seküler çevrelerde ise belirgin bir huzursuzluk, hatta yer yer sert bir tepki dalgası oluştu.
Bu tabloyu yalnızca bir müzik parçasının popülerleşmesi olarak okumak eksik olur. Aslında burada tartışılan şey bir şarkıdan çok daha fazlası: semboller, kimlikler ve Türkiye’nin kültürel yönelimi.
Popüler Kültürün Yön Değişimi
Uzun yıllar boyunca Türkiye’de popüler kültür; daha seküler, Batı referanslı ve küresel eğilimlere paralel bir çizgide ilerledi. Dini temaların güçlü biçimde ana akımda yer bulması genellikle sınırlı alanlarda gerçekleşiyordu. Ancak dijital çağ, içerik üretim ve yayılma biçimlerini kökten değiştirdi.
“Kâbe’de Hacılar” gibi dini referansları doğrudan merkeze alan bir parçanın çocukların diline kadar düşmesi, iki önemli gerçeği ortaya koyuyor:
Muhafazakâr kültürel üretim artık marjinal değil, ana akım.
Yeni kuşaklar dini sembollerle temas kurarken bunu “ağır” değil, ritmik ve popüler bir form içinde yapıyor.
Seküler kesimdeki tepkinin temelinde ise belki de bu dönüşümün hızı ve görünürlüğü yatıyor.
Seküler Endişe: Kültürel Alan Daralıyor mu?
Seküler çevrelerde dile getirilen kaygıların birkaç ana başlıkta toplandığı görülüyor:
Çocuk yaşta dini temaların popüler kültür üzerinden normalleştirilmesi,
Kamusal alanda dini sembollerin artan görünürlüğü,
Kültürel hegemonyanın el değiştirdiği algısı.
Bu kesim için mesele yalnızca bir şarkı değil; Türkiye’nin kültürel yönünün kalıcı biçimde değiştiğine dair bir işaret. Özellikle ilkokul çağındaki çocukların bu parçayı söylemesi, “devlet eliyle mi, toplumsal dalgayla mı?” sorularını da beraberinde getiriyor.
Ancak burada kritik soru şu: Bu gerçekten organize bir kültürel mühendislik mi, yoksa toplumun kendi iç dinamiklerinden doğan bir yönelim mi?
Toplumsal Talep mi, Kültürel İktidar mı?
Türkiye’de son 20 yılda muhafazakâr orta sınıfın büyümesi, şehirleşme, ekonomik hareketlilik ve dijital platformların yaygınlaşması; kültürel üretimde de yeni aktörlerin sahneye çıkmasına zemin hazırladı. Artık yalnızca belli merkezlerden belirlenen bir kültürel akış yok.
“Kâbe’de Hacılar”ın yayılması belki de organize bir dayatmadan çok, toplumun önemli bir kesiminin kendini daha rahat ifade edebilmesinin sonucu. Uzun süre “özel alan”a hapsedilen dini referanslar, artık kamusal alanda da görünürlük kazanıyor.
Bu durum seküler kesimde “alan kaybı” hissi yaratıyor olabilir. Çünkü kültür, sadece eğlence değil; güç, temsil ve meşruiyet meselesidir.
Kültürel Çatışma mı, Çoğulculuk mu?
Türkiye’nin temel sorunu belki de bir şarkının popüler olması değil; farklı yaşam tarzlarının birbirini tehdit olarak algılamasıdır.
Bir kesim için bu şarkı:
Manevi değerlerin yeniden dirilişi.
Diğer kesim için:
Laik kamusal alanın aşınması.
Oysa demokratik bir toplumda popüler kültür tek bir ideolojik çerçeveye ait olamaz. Seküler bir şarkının milyonlarca kez dinlenmesi nasıl doğal karşılanıyorsa, dini temalı bir parçanın da geniş kitlelere ulaşması aynı ölçüde doğal görülebilir.
Sonuç: Fay Hatlarını Yönetmek
“Kâbe’de Hacılar” tartışması, aslında Türkiye’nin uzun süredir devam eden kimlik geriliminin küçük ama sembolik bir yansımasıdır. Kültürel alan sıfır toplamlı bir oyun değildir; birinin görünürlüğü diğerinin yok oluşu anlamına gelmek zorunda değildir.
Asıl mesele, farklı kültürel üretimlerin yan yana var olabileceği bir olgunluk seviyesine ulaşabilmektir. Tepkisel refleksler yerine, çoğulculuğu içselleştiren bir bakış açısı gelişmedikçe, her popüler şarkı yeni bir “kültür savaşı” başlığına dönüşmeye devam edecektir.
Belki de bu tartışma bize şunu hatırlatıyor: Türkiye’de asıl mücadele müzik üzerinden değil, zihinler ve algılar üzerinden yürütülüyor.
Yeni yazımızda buluşan kadar selam, muhabbet ve daim dua ile....

Yazarın Diğer Yazıları