Birlik, Güç ve Bağımsızlık Ekseninde Türkiye
Türkiye’yi Okuyamayanlar ve Devlet Aklının Sessiz Gücü
Son dönemde Türkiye’nin dış politikası üzerinden yürütülen yüzeysel tartışmalar ve bölgemizde yaşanan hızlı değişimler, bu yazıyı kaleme alarak görüşlerimi paylaşma ihtiyacını doğurmuştur.
Türkiye’yi yalnızca haritalardan, masa başı raporlardan ya da sosyal medyada üretilen sloganlardan okumaya çalışanlar, bugün bir gerçeği ısrarla kaçırıyor: Türkiye artık edilgen değil, oyunun dışında hiç değil; bizzat oyunun kurucu aktörlerinden biridir.
Ortadoğu’dan Afrika’ya, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan bu geniş coğrafyada Türkiye’nin varlığı bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü Türkiye, yalnızca askeri gücüyle değil; devlet aklıyla, sabrıyla ve uzun vadeli stratejik hafızasıyla hareket eden nadir ülkelerden biridir.
Devlet Aklı: Günü Kurtarmak Değil, Yılları İnşa Etmek
Devlet aklı, her sabah değişen gündemlere göre pozisyon almak değildir. Devlet aklı; bugün sessiz kalırken yarını hesaplayabilmek, bazen bir adım geri atarken aslında iki adım ileriye yürümektir. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde attığı adımlar, tam da bu anlayışın ürünüdür.
İHA’lar, SİHA’lar, yerli radar sistemleri, milli gemiler, hava savunma projeleri… Bunlar yalnızca teknolojik başarılar değil; bağımsızlık iradesinin somutlaşmış hâlidir. Türkiye artık silah alan değil, oyun kurallarını belirleyen bir ülkedir. Bu durum elbette rahatsızlık yaratmaktadır.
Doğu Akdeniz’de Boşa Çıkan Hesaplar
Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail üçgeninde kurulan planlar; Türkiye’yi Doğu Akdeniz’e hapsetme, denklemin dışına itme hayali üzerine kuruluydu. Ancak hesap edilmesi unutulan bir şey vardı: Türkiye, masa dışına itilecek bir ülke değildir.
Mavi Vatan doktriniyle, Libya anlaşmasıyla ve sahadaki fiili varlığıyla Türkiye, bu senaryoları tek tek boşa çıkarmıştır. Bugün Akdeniz’de denge varsa, bu Türkiye sayesindedir.
Gazze ve Somali: Vicdanla Jeopolitiğin Kesiştiği Yer
Türkiye’nin Gazze’de bulunması, yalnızca diplomatik bir duruş değil; tarihsel ve insani bir sorumluluktur. Filistin meselesi, Türkiye için bir dış politika başlığı değil, bir adalet meselesidir.
Somali’deki varlık ise çok daha stratejiktir. Türkiye, Somali’yi destekleyerek yalnızca bir ülkeye yardım etmiyor; Afrika’daki sömürge düzenine alternatif bir model sunuyor. Bu yüzden Türkiye hedef alınıyor, bu yüzden rahatsızlık büyüyor.
Muhalefetin Gündem Sorunu
Ne yazık ki muhalefetin önemli bir kısmı hâlâ Türkiye’nin büyüyen gündemini okuyamıyor. Strateji yerine polemik, vizyon yerine anlık çıkışlar tercih ediliyor. Sudan’da tarım, Gine’de saray, Somali’de uzay limanı…” diye başlayan bu cümle, ilk bakışta kulağa ironik bir eleştiri gibi gelse de aslında Türkiye’nin son yirmi yılda inşa etmeye çalıştığı çok katmanlı dış politika vizyonunu basitleştiren, hatta küçümseyen bir bakışın ürünü. Uzay limanını Türkiye’ye yapsan ‘yörüngeden mi çıkıyorsun’ sorusu ise meseleyi teknik değil, yüzeysel bir alay düzlemine çekiyor. Oysa devletler yalnızca coğrafyalarıyla değil, etki alanlarıyla, erişim kabiliyetleriyle ve stratejik derinlikleriyle güç kazanırlar.
Sudan’da tarım demek, gıda güvenliği demektir. Somali’de varlık göstermek, sadece bir bina ya da tesis değil; Hint Okyanusu’na, Kızıldeniz’e ve Afrika Boynuzu’na açılan bir kapıdır. Uzay çalışmaları ise bugünün değil, yarının egemenlik alanıdır. Türkiye’yi yalnızca Anadolu topraklarına sıkıştırmak isteyen zihniyet, aslında farkında olmadan onu küresel rekabetin dışına itmeyi normalleştiriyor. Devlet aklı ise günü kurtaran sloganda değil, uzun vadeli menfaat hesaplarında tecelli eder.
Bu yüzden mesele “neden Türkiye’de değil” sorusu değil; “Türkiye neyi, nerede, hangi stratejik kazanç için yapıyor” sorusudur. Ve bu soru, alayla değil, ciddiyetle cevaplanmalıdır. Siyaseti sembollerle sınırlamak, ülke yönetimini kişisel hikâyelere indirgemek; bugünün Türkiye’sine cevap üretmez. Heykel dikmeyi hizmet sanan bir anlayışla, savunma sanayiinden dış politikaya uzanan bu büyük dönüşüm anlaşılamaz.
Türkiye artık vitrin siyasetiyle değil, derinlikli devlet politikalarıyla yol almaktadır.
Birlik Olmadan Güç Olmaz
Önümüzdeki yıllar kolay olmayacak. Dünya daha sert, daha rekabetçi ve daha acımasız bir döneme giriyor. Ulus devletler yeniden güç kazanırken, savunma sanayisi artık bir lüks değil, beka meselesi hâline geliyor.
Bu nedenle birlik ve beraberlik, bir temenni değil; bir zorunluluktur. Çözüm süreci gibi toplumsal barışı hedefleyen adımlar, bu bağlamda önemlidir. Eleştirilebilir, tartışılabilir; ancak toptan reddetmek, meseleyi sloganlara indirgemek ülkeye fayda sağlamaz.
Son Söz
Türkiye’yi küçümseyenler, perde arkasında plan yapanlar ve içeride bu büyük yürüyüşü hâlâ kavrayamayanlar bilmelidir ki; Türkiye durmayacak. Çünkü bu yürüyüş, günü kurtarmaya çalışanların değil, yüzyıllardır ayakta kalan bir devlet geleneğinin yürüyüşüdür.
Birlik varsa güç vardır. Güç varsa bağımsızlık vardır. Bağımsızlık varsa gelecek, bu milletin iradesiyle şekillenir.