Mehmet Nezir Öndül

TAŞLARIN TERAVİHİ

Mehmet Nezir Öndül

Taşların da teravihi olur mu? Bugün öğrendim ki oluyormuş. Süsten ve gösterişten uzak, manevi bir hâlde tevazuyu şiar ediniyorlar. Şatafatın ve renklerin karmaşık cümbüşünden sıyrılıp vakur bir sadeliğe bürünüyorlar. Mihraptaki o otantik duruş ve akustik, dinleyenlerin içine işleyerek insanı bambaşka âlemlere götürüyor.Yüzlerce yıllık bir tarihin gölgesinde sapasağlam duran varlıklarıyla nice hâl ehlinin ve sadık cemaatin teravihlerine şahitlik ediyorlar. Ramazanları tebrik ve tasdik eder gibi bir halleri var. Şimdilerde ise bu eski, tarihi camilerin çok da misafiri yok. 

O manevi havayı hakkıyla hissetmek için belki de insanla dolup taştıkları Ramazan gecelerini hatırlamak gerekiyor. Ama her şeye ve her zamana rağmen, “Mekânların ruhu vardır.” dedirten o havalarından hiçbir şey kaybetmeyen asaletleriyle duruyorlar.Beli bükük yaşlılar ve kalender mahalle sakinlerinden oluşan birkaç kişilik cemaatten başka kimsesi yokmuş gibi görünen bu yapılar, aslında hiç de öyle değil. Görünürde kimsesizmiş gibi algılansa da manen dopdolu ve oldukça keyfiyetli… Tabi bu keyfiyeti bilenler için öyle. İnanan bir insanın ruhuna sekinet verircesine… Bunu bilmeyenler, cemaatin yoğun olduğu fakat birbirinden uzak kaldığı teravihlerden farkını anlayamaz.Böyle anlarda ruhlar ahengini bulur, madde inceldikçe mana genişlemeye başlar. Yüzyıllar önce bu mekânda kıbleye yönelenlerin hissiyatına tercüman olur taştan duvarlar.

Bir asil duruşun kıyama kalkması, rükûya dalması ve tevazuyla secdeye varması apayrı bir manevi geçişi temsil eder. Bedeniniz oradadır; lakin gönlünüz Kâbe’dedir, ruhunuz Asr-ı Saadet’tedir o hâlette.Sanki Kur’an yeni nazil oluyormuşçasına emersiniz hafızların davudi kıraatinden hakikat şerbetini. Sabahın oruçla geçen sakinliği, taşların teravihinin bir parçası olma inceliğiyle kucaklamıştır artık âleminizi.Geçmişten bugüne kadar süregelen dışarıdaki bu manevi hava, sessizliğin derinliğinde yankılanmaya devam eder.İçeride ise bambaşka bir manzara yürek telinizi titretir; Fıtratı hâlâ taze kalan yaşlı amcaların zorlanarak secdeye gidişleri, içten salavat getirişleri ve yapmacıklıktan uzak gülüşleri çepeçevre kuşatır içinizi. Hele sırtınıza dostane bir dokunuşla “Allah kabul etsin.” deyişleri yok mu? Bu dokunuş, ruhunuzun derinliklerine nüfuz eden Ramazan sıcaklığını yürekten hissetmenizi sağlar.

Her tat anlatılamaz; çünkü iç huzur, herkesin aynasında parladığı kadar hakikati yansıtır.

 

Yazarın Diğer Yazıları