DİJİTAL ÇAĞIN GÖRÜNMEYEN YARASI: LİNÇ KÜLTÜRÜ VE SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ
Meral ASLAN
DİJİTAL ÇAĞIN GÖRÜNMEYEN YARASI: LİNÇ KÜLTÜRÜ VE SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ
Kıymetli okurlarım,
Bu hafta katıldığım “Linç Kültürü ve Psikolojisi” çalıştayından edindiğim bilgi ve farkındalıklardan ilham alarak bu yazıyı kaleme aldım. Oldukça verimli, düşündürücü ve bilinç kazandırıcı bir programdı. Bu anlamlı çalıştaya katkı sunan ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Teknolojinin gelişmesiyle bilgiye ulaşmak ve iletişim kurmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Ancak ne yazık ki aynı hız; öfkenin, yargılamanın ve toplu saldırıların da yayılmasına zemin hazırladı. Günümüzde bir insan, bazen yalnızca birkaç saniye içinde sosyal medyada binlerce kişinin hedefi hâline gelebiliyor. Oysa ekranın arkasında bir kullanıcı adı değil; duyguları olan, incinebilen, hata yapabilen bir insan vardır.
Linç kültürü yalnızca bir iletişim sorunu değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı problemidir. Çünkü sağlık; sadece bedensel değil, ruhsal ve sosyal yönden de iyi olma hâlidir. Dijital ortamda maruz kalınan ağır eleştiriler, hakaretler ve dışlanma; kaygı, stres, depresyon, özgüven kaybı ve sosyal izolasyon gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Özellikle gençler, aidiyet ve kabul görme ihtiyaçlarının daha yoğun olması nedeniyle bu durumdan daha fazla etkilenmektedir.
Üstelik stres yalnızca ruhu değil, bedeni de etkiler. Uzun süreli psikolojik baskı; uyku problemlerine, dikkat dağınıklığına, kronik yorgunluğa ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilir. Bu nedenle dijital dünyadaki davranışlarımızın hem bireysel hem de toplumsal sağlık üzerinde doğrudan etkileri bulunmaktadır.
Peki insanlar neden linç eder? Psikologlara göre anonimlik duygusu ve sürü psikolojisi, bireylerin daha kolay yargılayıcı davranmasına yol açabilmektedir. Birçok kişi olayın doğruluğunu araştırmadan kalabalığın tepkisine katılabilmekte, düşünmeden yorum yapabilmektedir. Sosyal medya algoritmaları da çoğu zaman öfke içeren içerikleri daha görünür kılarak bu döngüyü beslemektedir.
Bu noktada dijital farkındalık büyük önem taşımaktadır. Bir paylaşımı yorumlamadan önce kendimize şu üç soruyu sormalıyız:
• Bu bilgi doğru ve doğrulanmış mı?
• Bu yorumu yüz yüze söyleyebilir miydim?
• Bu söz karşımdaki insanı nasıl etkilerdi?
Linç kültürüne karşı en güçlü panzehirlerden biri empatidir. Empati kuran insan, karşısındakini bir hedef olarak değil; duyguları, hataları ve yaşam öyküsü olan bir birey olarak görür. Bunun yanında adalet duygusunu korumak da büyük önem taşır. Çünkü öfke çoğu zaman sağlıklı düşünmeyi engeller ve insanı haksızlığa sürükleyebilir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
"Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır."
(Maide Suresi, 8. Ayet)
Linç kültürüyle mücadelede bireylere, ailelere, eğitim kurumlarına ve medya kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Çocuklara yalnızca teknolojiyi kullanmayı değil; dijital ahlakı, medya okuryazarlığını, saygılı iletişimi ve duygu yönetimini de öğretmeliyiz. Sosyal medyada paylaşım yapmadan önce düşünmek, doğruluğu teyit edilmemiş bilgileri yaymamak ve eleştiri ile hakaret arasındaki çizgiyi korumak toplumsal sağlığımız açısından büyük önem taşımaktadır.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey daha hızlı internet değil; daha güçlü bir vicdan, daha fazla empati ve daha sağlıklı bir iletişim kültürüdür. Çünkü dijital dünyada insan kalabilmek, teknolojiyle değil; vicdanla mümkündür. Unutmayalım ki bir gün hepimiz yanlış anlaşılabiliriz. O gün insanlardan nasıl bir yaklaşım bekliyorsak, bugün biz de başkalarına aynı anlayış, adalet ve merhametle yaklaşmalıyız.
Sağlıcakla kalın..
Sağlık Koçu • Fitoterapist • Araştırmacı-Yazar
Uzm. Biyolog Meral Aslan