EPİGENETİK: GENLERİMİZ KADERİMİZ Mİ, YOKSA YAŞAM TARZIMIZ MI.
Meral ASLAN
EPİGENETİK: GENLERİMİZ KADERİMİZ Mİ, YOKSA YAŞAM TARZIMIZ MI?
Uzun yıllar boyunca insanlar şuna inanıyordu:
“Anne babamızdan hangi genleri aldıysak hayatımız da ona göre şekillenir.”
Yani bir kişide şeker hastalığı, tansiyon, obezite ya da kanser riski varsa bunun tamamen genetik olduğu düşünülüyordu. Ancak bilim dünyası son yıllarda çok önemli bir gerçeği ortaya çıkardı: Genlerimiz önemlidir ama onları nasıl yaşattığımız da en az genler kadar önemlidir.
İşte bu noktada karşımıza “epigenetik” kavramı çıkıyor. Epigenetik kelimesi kulağa karmaşık gelebilir ama aslında mantığı oldukça basittir.
En sade haliyle epigenetik; yaşam tarzımızın genlerimizin çalışma şeklini etkilemesi demektir. Yani genlerimiz vücudumuzdaki bir kitap gibidir. Ama o kitabın hangi sayfalarının açılacağını; nasıl beslendiğimiz, nasıl uyuduğumuz, ne kadar stres yaşadığımız ve nasıl bir hayat sürdüğümüz etkileyebilir.
Bir başka örnekle düşünelim…
Evinizde bir lamba olduğunu düşünün.
Lamba orada duruyor olabilir ama düğmeye basılmadan yanmaz.
Bazı genler de böyledir. Vücudumuzda vardır ama aktif hale geçip geçmeyeceklerini yaşam tarzımız etkileyebilir.
Mesela ailesinde şeker hastalığı olan ikiz kardeşeri düşünelim.
Birisi:
Düzenli hareket ediyor, fazla paketli gıda tüketmiyor, İyi uyuyor, Stresini yönetmeye çalışıyor.
Diğeri ise:
Sürekli fast food tüketiyor, Hareketsiz yaşıyor,
Gece geç yatıyor, Sürekli stres altında yaşıyor.
İkisinin genetik altyapısı benzer olsa bile hastalığın ortaya çıkma ihtimali aynı olmayabilir. Çünkü yaşam tarzı, genlerin çalışma şeklini etkileyebilir.
Bilim insanları özellikle son yıllarda şunu daha net görmeye başladı: Uyku düzeni, beslenme, fiziksel aktivite, sigara, stres ve hatta sosyal ilişkiler bile vücudumuzdaki bazı genleri etkileyebiliyor.
Örneğin sürekli stres altında yaşayan bir insanın bedeninde stres hormonları uzun süre yüksek kalabiliyor. Bu durum bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Buna karşılık düzenli yürüyüş yapan, iyi uyuyan ve sosyal destek gören kişilerde vücudun koruyucu mekanizmaları daha dengeli çalışabiliyor.
Beslenme de epigenetik üzerinde oldukça etkili. Özellikle: Sebzeler, meyveler, lifli besinler, fermente gıdalar, doğal ve işlenmemiş yiyecekler vücudumuz için olumlu mesajlar taşıyabiliyor.
Buna karşılık aşırı şekerli, katkı maddesi yoğun ve ultra işlenmiş gıdaların uzun vadede vücutta iltihaplanmayı artırabileceği düşünülüyor.
Aslında her öğünle bedenimize bir mesaj veriyoruz. Yediğimiz besinler yalnızca karnımızı doyurmuyor; hücrelerimizle de konuşuyor.
Epigenetikle ilgili en dikkat çekici konulardan biri de annelik süreciyle ilgili çalışmalar.
Bilim insanları; hamilelik dönemindeki beslenmenin, stresin ve yaşam tarzının bebeğin gelecekteki sağlığını etkileyebileceğini düşünüyor. Yani annenin yaşam tarzı yalnızca kendisini değil, bebeğin biyolojik geleceğini de etkileyebiliyor.
Bu yüzden bugün yaptığımız seçimler sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirebilir.
Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; Epigenetik, “Her hastalık tamamen bizim suçumuz” demek değildir.
Hayatta kontrol edemediğimiz pek çok faktör vardır. Genetik mirasımız da bunlardan biridir. Ancak epigenetik bize umut veren şu gerçeği anlatır: Yaşam tarzımızla bedenimize olumlu katkılar sunabiliriz.
Belki de bu yüzden sağlıklı yaşam yalnızca kilo vermek değildir. Sağlıklı yaşam; bedenimize her gün verdiğimiz küçük mesajların toplamıdır.
Bir bardak su içmek…Biraz yürümek…Gece biraz daha erken uyumak…Stresi azaltmaya çalışmak…Doğal beslenmek…
Bunların hepsi bedenimize verilen küçük ama değerli sinyallerdir. Çünkü bedenimiz aslında her gün bizi dinliyor.
Ve belki de epigenetiğin bize anlattığı en önemli şey şudur:
“Genleriniz size bir başlangıç sunar. Ama hayatınızı nasıl yaşayacağınız hâlâ büyük ölçüde sizin seçimlerinizle şekillenir.”
Sağlıcakla kalın
Sağlık Koçu Fitoterapist Araştırmacı- Yazar Uzm Biyolog Meral Aslan