Müslümanların çarpık “helâk” anlayışı.
Bilindiği üzere Kur’an’da tabii afetler sonucu helâk olmuş kavimlerin kıssalarına yer verilir. Bu kavimler genellikle şirazeden çıkmış, toplum düzenlerinde adaletten ayrılmış, ahlaken çökmüş, güçlünün daima haklı olduğu zayıfların haklarının çiğnendiği kavimlerdir.
Kur’an, bu insanların başlarına gelen doğal afetler sonucu birçoğunun bir anda hayatlarını kaybetmelerini bir helâk oluş olarak niteler. Ve bizim bundan ders çıkarmamızı ister.
İtalya’daki bir seyahatim sırasında Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucu nerdeyse yok olan Pompei şehrini geziyor ve hikâyesini dinliyordum. Yanardağ patlamadan önce şehirde yaklaşık 20 bin kişi yaşıyor. Şehir hayatı fevkalade müreffeh, zengin ve çok güzel bir yer. Ancak bu zenginlikle beraber şehir ahalisi genellikle azgınlaşmış, ahlaken tebessür etmiş (hastalanmış), güçlünün sürekli haklı olduğu bir düzen kurulmuş…
Yanardağın patlaması sonucu işte bu 20 bin kişiden 5 bin tanesi ölmüş, 15 bin tanesi de kurtulmuş… Şöyle düşündüm, ölenlerin içinde kötülerle beraber iyiler olduğu gibi, kurtulanların içinde iyilerle beraber kötüler de vardı.
Müslümanların çarpık anlayışları nerede başlıyor?
Bu felaketin kötülere bir ceza olduğu şeklinde ve onların canlarının alınması olduğu istikametinde…
Benim itirazım şuna; doğal felaketler sonucu bir insanın hayatını kaybetmesi bir ceza değildir. Normalde bir insanın ölmesi, bir ceza değildir. Çünkü bu doğal bir süreçtir. Zaten ölecektir insan… Allah böyle taktir buyurmuş, canlıları dünyaya getiriyor ve belli bir süre sonra hayatlarını alıyor. “Sadece ölüyor olmak” eğer bir ceza ise o zaman bu dünyada herkes öldüğüne göre herkes cezalandırılmış oluyor!
Peki, burada ceza olan, yani kötü olan şey nedir?
Kur’an’ın “helâk” dediği kavram ne anlama gelmektedir?
Helâk kelimesi “tükenmek” anlamına gelir. Eskiden tüketici yerine “müstehlik” derdik. Yani “tüketen, “tüketici”… “Hlk” helâk oldu. “Helâk oldu” yani tükendi, ömrü bitti. Ömrün bitmesi bir cezalandırma olmadığına göre, burada insanlar için kötü bir sonuç nedir diye düşündüğümüzde, ben şu sonuca varıyorum:
İnsan yaşadığı sürece kendini daime düzeltebilir, bir şansı vardır, daha iyiye gidebilmesi, yanlışlarından vazgeçebilmesi, kendisini daha iyi daha mükemmel, Allah’ın daha sevgili bir kulu haline getirebilmesi mümkündür. Ama son nefesinizi verdiğinizde (öldüğünüzde) artık hiçbir şansınız kalmıyor.
Dikkat edilirse, bu kavimler de, kötülüğün tavan yaptığı bir anda başlarına bir felaket geliyor ve hayatları nihayete eriyor. Artık onlar için hiçbir fırsat kalmadı. Kötüydüler, kötülüğün zirvesine çıkmışlardı, eğer bir süre daha yaşayabilir olsalardı belki içlerinden bazıları bir fırsat daha kullanarak tövbekâr olarak iyi insan olabilirlerdi. Ama ebediyen bu şansı kaybettiler.
Allah diyor ki, “Başınıza aniden bir felaket gelir, böylece siz hayatınızı kaybedersiniz ve bütün hayatınız helâk olmuş olur. Tükenmiş olur ve tekrar iyi olma fırsatı yakalayamazsınız.”
Öyle ise insan her an her şeye hazır olmalıdır. Ölüm gelebilir ve ölüm sizi olduğunuz hal üzere (hangi hal üzere iseniz) yakalar. İyiyseniz ne mutlu… Bütün bu Ad Kavmi’nde, Semud Kavmin’de, Kur’an’da anlatılan tabii felaketler sonucu ölmüş olan o insanların içinde pek çok masum ve iyi insan da vardı. Ama ne fark eder onlar “helâk” olmadılar. Onlar iyi bir halde iken vefat ettiler. Ve yarın ahirette, Rabb’lerinin huzurunda herhangi bir sorun yaşamayacaklar. Onlar kötü olarak yakalansalardı, işte o zaman “helâk” olmuş olacaklardı.
Dolayısıyla, maalesef Müslümanlar, sanki Allah yukarıda, bir yerden insanları gözetliyor da, “Şurada bir kötülük var, öyle ise hemen onları cezalandırayım, şunlara bir sel göndereyim, şunların üzerine bir volkan patlatayım, bir deprem yapayım ve bu şekilde onları öldüreyim” diyormuş gibi bir anlayışa sahip…
Bu yanlış!
Doğal afetlerin hepsi, sünnetullah gereğince (Allah’ın önceden kâinata yerleştirdiği tabii kanunlar), ezelde taktir ettiği değişmeyen yasaları gereğince, belli kurallar çerçevesinde meydana geliyor.
Ve dünyanın her yerinde ve her zaman insanların başına bu tür felaketler gelebilir.
Demek ki neymiş, ölüm helâk değilmiş... Allah’ın “helâk” dediği şey, işte ölüm birden bire karşınıza geldiğinde artık kendinizi iyileştirme fırsatını ebediyen kaybetme felaketidir.
O yüzden dikkat edelim de, ölüm ansızın bizi yakaladığında, inşallah iyi bir hal üzere olalım. Yoksa helâk oluruz.