Kaybolan Değerlerin Şehri, Malatya
Bir şehir sadece binalarıyla, yollarıyla, köprüleriyle var olamaz.
Gerçek ruhunu insanının ahlakı, vicdanı ve birbirine duyduğu saygı belirler.
Malatya… Eskiden her köşesinde sıcak bir selam, her sokağında bir tebessüm vardı.
Komşular birbirine güvenle bakar, misafirler sofralardan gönüllerle uğurlanırdı.
Bugün bu değerlerin ne kadar kaybolduğunu görmek için AVM’leri ve sokakları dolaşmanız yeter.
Eskiden her köşe başında bir tebessüm, her selamda bir samimiyet vardı;
Bugün ise sıcak bakışlar ve dostane selamlar yerini sessiz bir yabancılaşmaya bıraktı…
Bu eski samimiyete rastlamak artık neredeyse bir hatıra gibi oldu…
Yollar yenilenir, binalar yükselir; ama insan bozulursa, şehir kimliğini, ruhunu ve geçmişin değerlerini kaybeder.
Malatya işte tam da bu eşiğin üzerinde duruyor.
Depremler yaralar açtı, ama asıl yıkım ruhlarımızda, ilişkilerimizde, değerlerimizde yaşanıyor.
Bir zamanlar yardımlaşmasıyla, misafirperverliğiyle, vakar ve edebiyle anılan Malatya; artık tanımakta zorlandığımız bir şehre dönüşüyor.
Sokaklarımız, davranışlarımız, hatta bakışlarımız bile değişti.
Sessiz bir yozlaşmanın içinde, kimliğimizi ve değerlerimizi yavaş yavaş kaybediyoruz.
Giyimden konuşmaya, davranıştan ahlaka kadar her alanda bir çözülme yaşanıyor.
Çıplaklığı “modernlik”, edepsizliği “özgürlük” sanan bir kitle türedi.
Oysa bizim kültürümüzde modernlik; ölçülü, zarif, haddini bilen bir duruştu.
Bugünse utanmazlık cesaret, saygısızlık çağdaşlık gibi sunuluyor.
Bu yozlaşmanın en görünür hâli artık sosyal medyada.
Bir zamanlar misafirlikte, sohbet meclislerinde paylaşılan güzellikler,
şimdi telefon ekranlarında ölçüsüzce sergileniyor.
Gençler, takipçi uğruna edebi, hayayı, hatta aile mahremiyetini hiçe sayıyor.
Bir kesim için utanmaz videolar, seviyesiz davranışlar “trend” hâline gelmiş durumda.Oysa ekranın arkasında kaybolan her edep, toplumun kalbinden kopan bir parçadır.
Malatya’nın geçmişinde muhafazakârlık bir sınır değildi;
kimliğin asaleti, insanın kendi özüne duyduğu saygıydı.
İnsan inancıyla yaşar, komşusuna hürmet eder, giyimiyle edebini taşırdı.
Bugün ise bu değerler ne yazık ki “geri kalmışlık” yaftasıyla küçümseniyor.
Oysa asıl geri kalmışlık;utanmayı yitirmek, ölçüyü unutmak, vicdanı susturmaktır.
Ahlak yalnızca ibadetle değil;
dürüstlükle, alın teriyle, emeğin bereketine duyulan hürmetle ölçülür.
Fakat biz zamanla çalışkanlığı tembelliğe, saygıyı hoyratlığa,helal kazancı ise fırsatçılığa teslim ettik.
Ve bugün sonuç ortada:
Asayiş olayları artıyor, komşuluk bağları çözülüyor,
toplumun dili de, kalbi de giderek kabalaşıyor.
Unutmayalım;
Ahlakını kaybeden bir toplum, önce huzurunu, sonra da geleceğini kaybeder.