Meral ASLAN

İNSAN AÇ KALDIĞINDA MI, FAZLALIKTA ISRAR ETTİĞİNDE Mİ HASTALANIR

Meral ASLAN

İNSAN AÇ KALDIĞINDA MI, FAZLALIKTA ISRAR ETTİĞİNDE Mİ HASTALANIR?

Modern insan açlıktan korkuyor.
Açlığı zayıflık, eksiklik ve tehlike olarak görüyor. Bu yüzden neredeyse hiç durmadan yiyor; sık sık atıştırıyor, geç saatlere kadar sofradan kalkmıyor. Oysa bugün bedenleri yoran, hücreleri çökertecek kadar zorlayan ve hastalıkları besleyen şey açlık değil; hiç bitmeyen tokluk.

Bir durup atalarımıza bakalım.
Bazen bulmuşlar, bazen bulamamışlar; bazen tok, bazen aç gezmişler.
Halbuki insan bedeni bu düzensizliğe karşı korunma sistemleriyle yaratılmıştır. Açlık (çok uzun ve kontrolsüz olmadığı sürece) bedeni çökertmez. Aksine, eldeki fazlalıkları (özellikle yağ depolarını) yakarak hayatı sürdürme becerisi kazandırır.
Kısacası, beden açlığa yabancı değildir; fazlalığa yabancıdır.

Sofralar hiç bu kadar dolu olmamıştı.
Ama bedenler hiç bu kadar yorgun değildi.
Belki de artık soruyu tersinden sormanın zamanı gelmiştir:
İnsan gerçekten aç kaldığında mı hastalanır, yoksa durmayı unuttuğunda mı?

Bugün pek çok kronik rahatsızlığın zemininde sürekli beslenme hâli yatıyor. Sindirim sistemi neredeyse hiç mola vermiyor. Hücreler, durmaksızın gelen enerjiyle baş edemez hâle geliyor. Oysa beden yalnızca çalışmak için değil; kendini onarmak için de zamana ihtiyaç duyar.

Bilim bu onarım sürecini net bir kavramla adlandırıyor: otofaji.
Otofaji, hücrenin kendi içini temizlemesi; hasarlı ve işlevini yitirmiş yapıları parçalayarak yeniden kullanmasıdır. Bir anlamda hücrenin iç temizlik ve yenilenme sistemidir. Ancak bu sistem, beden sürekli tokken çalışmaz. Otofaji; yeme araları uzadığında ve beden gerçek bir açlık sinyali aldığında devreye girer.
Yani beden aç kaldığında çökmez—doğru yönetildiğinde onarıma geçer.

Bu gerçeği bilim dünyasına güçlü biçimde hatırlatan isimlerden biri Japon biyolog Yoshinori Ohsumi’dir. 
Ohsumi’nin otofaji üzerine çalışmaları, hücrelerin açlık dönemlerinde adeta bir iç temizlik başlattığını ortaya koymuş; bu hayati mekanizmayı görünür kılmıştır. Bu çalışmalar, kendisine Nobel Ödülü’nü kazandırmıştır.

Aslında bu bulgular, Müslümanların asırlardır uyguladığı oruç pratiğini bilim diliyle yeniden okumamıza imkân tanıyor. Oruç yalnızca manevi bir ibadet değildir; aynı zamanda hücresel düzeyde güçlü bir onarım çağrısıdır.

Bilim bugün şunu açıkça söylüyor:
Açlık, hücre için bir tehdit değil; doğru uygulandığında güçlü bir uyarıdır.
Bu uyarı geldiğinde beden şunu fısıldar:
“Şimdi durabiliriz. Şimdi tamir edebiliriz.”
Oruç sadece yememek değildir.
Oruç; bedenin, zihnin ve kalbin aynı çizgide yeniden hizalanmasıdır. Beden dinlenir, hücre onarılır, zihin sadeleşir, irade güçlenir. Oruç sırasında insülin düzeyleri düşer, yağ yakımı başlar ve otofaji aktive olur. Bununla birlikte insan çok daha derin bir farkındalık kazanır:
Her istek ihtiyaç değildir.
Her fazlalık güç değil, yüktür.

Bugün yaşadığımız pek çok sağlık sorunu; fazla yemenin, fazla uyarının, fazla stresin ve fazla tüketmenin doğal sonucudur. Oysa beden sadelikte rahatlar, azda dengelenir, durduğunda onarılır. Bazen bir öğünü ertelemek, bazen bilinçli bir oruç, bazen de sadece durmayı öğrenmek… Bunlar beden için kayıp değil, bir hatırlayıştır.

Çünkü insan bedeni açlıktan değil, fazlalıktan yorulur.
Ve iyileşme her zaman eklemekle başlamaz.
Bazen iyileşme; fazlalığı bırakacak, boğazımıza hâkim olacak cesareti göstermekle başlar.

Sağlıcakla kalın,
Uzm. Biyolog Meral Aslan

Yazarın Diğer Yazıları