Meral ASLAN

TOPLUMSAL ENERJİ TÜKENMİŞLİĞİ.

Meral ASLAN

TOPLUMSAL ENERJİ TÜKENMİŞLİĞİ

Yurdumuzda Enerji Verimliliği olarak kutladığımız haftalarda genellikle elektriği, doğalgazı ve doğal kaynakları konuşuruz.
Işığı kapatmayı, tasarrufu artırmayı, israfı engellemeyi hatırlarız.
Bunların her biri elbette kıymetlidir.

Ancak çoğu zaman gözden kaçan daha derin bir gerçek vardır:

Asıl tükenen enerji, insanın ta kendisidir.

Bugün toplum olarak yorgunuz.
Bu yorgunluk uykuyla geçmiyor.
Bir tatil planı ya da kısa bir mola da yetmiyor.

Çünkü yaşadığımız şey basit bir halsizlik değil; uzun süredir yönetilemeyen stresin yol açtığı toplumsal bir enerji tükenmişliğidir.

Sabah uyanıyoruz ama güne başlamış hissetmiyoruz.
Bedensel olarak ayaktayız, zihinsel olarak yorgunuz.

Tahammül eşiğimiz düşmüş durumda.
Sesler çabuk yükseliyor, küçük meseleler hızla büyüyor.

Bu hâl artık bireysel değil;
kolektif bir yorgunluğun dışa vurumudur.

Bilim bu tabloyu oldukça net açıklar.
Sürekli stres altında kalan beden, enerjisini üretmeye değil, hayatta kalmaya harcar.

İnsan bedeni iki temel durumda çalışır:
denge hâli ve tehdit hâli.
Stres sürekli hâle geldiğinde beden denge hâlinden çıkar.
Sinir sistemi “tehlike var” algısıyla çalışır.
Bu durumda beden, enerjisini gelişmeye, onarıma ve yenilenmeye ayıramaz;
önceliği yalnızca hayatta kalmaya verir.

Hücresel düzeyde bağışıklık baskılanır,
sindirim yavaşlar, onarım ve yenilenme süreçleri ertelenir.
Enerji sürekli tetikte kalmaya yönlendirilir.

Kalp hızlanır, kaslar gerilir, zihin durmaz.

Bu mekanizma kısa süreli tehlikelerde hayat kurtarıcıdır.
Ancak stres kalıcı hâle geldiğinde, beden uzun vadede tükenir.
Enerji üretemez; yalnızca enerji tüketir.

Bu yüzden sürekli stres altındaki insan; yorgun, sabırsız, tahammülsüz ve çabuk kopan bir hâle sürüklenir.

Sorun tembellik ya da güçsüzlük değildir.
Sorun, bedenin uzun süredir hayatta kalma modunda çalışıyor olmasıdır.
Böyle bir biyolojide sabır azalır,
empati zayıflar, iletişim sertleşir.
Yani mesele yalnızca “çok çalışmak” değildir.

Asıl mesele, stresi yönetememektir.
Enerjisi tükenen insan, bağını kaybeden insandır.
Kendisiyle olan bağı zayıflar, başkalarıyla ilişkileri gerilir, hayatla kurduğu temas incelir.

Kalp daralır, ruh yorulur, beden taşımakta zorlanır.

Elbette hepimizin sorunları, yükleri vardır.
Ancak bu yükler sadece zihinde kalmaz;
bedende birikir, ruhta ağırlaşır.

Ve beden, taşıyamadığı yükü mutlaka bir yerden dışarı verir: öfke olarak, tahammülsüzlük olarak…

Peki buradan bir çıkış var mı?
Evet, var.

Bunun için büyük kararlar ya da sert sloganlar gerekmez.
Küçük ama bilinçli adımlar yeterlidir:
• Gereksiz gerginliği kapatmaktır.
• Stresi yok edemeyiz; ama yönetmeyi öğrenebiliriz.
• Sürekli tetikte olma hâlinden bilinçli olarak çıkmak
• Her şeye aynı sertlikte tepki vermemeyi öğrenmek
• Yorulduğunu kabul etmek
• Durmayı öğrenmek
• Aceleyi biraz yavaşlatmak
• Gün içinde birkaç kez durup nefes almak
• Sesi biraz kısmak

İnsan kendini frenlemeyi, sakinleşmeyi öğrendiğinde, çevresini de sakinleştirir.
Çünkü sakinleşen bir beden, yumuşayan bir dil
ve güven veren bir duruş; enerjinin en hızlı ve en doğal onarım yoludur.
Çoğu zaman İç dengeyi sorgulamak;
“Bugün beni gerçekten ne yordu?”
“Ne beni sakinleştiriyor?”
“Ne zaman kendim olabiliyorum?”
sorularını kendimize dürüstçe sorabilmektir.

Çünkü enerji verimliliği burada başlar:
Gereksiz yere harcadığımız tek şey elektrik ,su, doğalgaz vb değil;
sabır, dikkat ve ruh enerjisidir.

Belki de toplumsal onarım, büyük adımlarla değil; stresi yönetmeyi öğrenmekle
ve birbirimizi gerçekten dinlemekle başlar.

Sağlıcakla kalın.
Uzm. Biyolog Meral ASLAN
Sağlık Koçu, Araştırmacı – Yazar

Yazarın Diğer Yazıları